<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TRSohbet.Org - Sohbet, Chat, Sohbet Odaları, Sohbet Siteleri &#187; Cinsellik</title>
	<atom:link href="http://blog.trsohbet.org/category/cinsellik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.trsohbet.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Jun 2010 09:24:12 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Meme onarımı SGK kapsamında</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/meme-onarimi-sgk-kapsaminda</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/meme-onarimi-sgk-kapsaminda#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 11:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1558</guid>
		<description><![CDATA[Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri. 85 yaşına ulaşan 8 kadından birinde meme kanseri gelişmektedir. Ama sevindirici olan bir konu var ki, günümüzde gelişen teknoloji ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde meme kanseri artık erken evrede yakalanmakta; bu nedenle sağ kalım oranları giderek artmakta.

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri. 85 yaşına ulaşan 8 kadından birinde meme kanseri gelişmektedir. Ama sevindirici olan bir konu var ki, günümüzde gelişen teknoloji ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde meme kanseri artık erken evrede yakalanmakta; bu nedenle sağ kalım oranları giderek artmakta.</strong></p>
<div id="divAdnetKeyword">
<p>Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Topalan, memesi önceden alınmış veya alınacak olan tüm hastaların meme onarımı için olası aday olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Ancak, bu ameliyat bu hasta grubunun tümüne uygulanmamaktadır. Hastalığın evresi, hastanın genel sağlık durumu, beden yapısı, yaşam biçimi bu ameliyatın yapılmasında ve tekniğin seçilmesinde önemli rol oynar. Hastanın motivasyonu, ilk doktoru tarafından bilgilendirilmesi, kendisinin bu ameliyatı istemesi büyük önem taşır.</p>
<p><strong>MEME ONARIMI YETERİNCE BİLİNMİYOR!<br />
</strong><br />
Kanser nedeniyle memenin alınması ve sonrasında memenin yeniden yapılması, ABD ve Avrupa’da 1970’li yıllardan beri yapılmakta. Türkiye’de ise bu yöntem 1980’lerde başlamış ancak, hastalığın tedavisi birçok bölümü ilgilendirdiği için gerekli işbirliği ancak 2000’li yıllarda sağlanabilmiştir.</p>
<p>Meme kanserinin tedavisi sadece hasta organı vücuttan uzaklaştırıp, ilaç ve ışın tedavisi vermekle tamamlanmamaktadır. Yani meme kanseri ile yüzleşen bir kadının tedavisinde sadece Genel Cerrahi, Tıbbi Onkoloji ve Radyasyon Onkolojisi uzmanları değil Plastik cerrahlar, psikiyatristler, sosyal hizmet uzmanları da yer almalı ve birlikte çalışarak tedaviyi yürütmelidirler.</p>
<p>Kadınların büyük bölümünün memelerinin tekrar yapılabileceğinden habersiz dolaştıklarını kaydeden Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ferit Demirkan da , böyle bir tedavi seçeneğinin olduğunun bütün hastalar tarafından bilinmesinin bir hasta hakkı olduğunu kaydediyor.</p>
<p>Meme onarımı ameliyatının önünde duran diğer engellere de dikkat çeken Dr. Demirkan, hastaların ek cerrahi ve getireceği olumsuzluklardan ve olası onkolojik etkilerinden de korktuğunu kaydediyor.</p>
<p>Yapılan çalışmalar, bu tip cerrahi girişimlerin, hastalığın tekrarlaması ya da tekrarlayan hastalığı gizlemesi gibi etkilerinin olmadığını göstermiştir.</p>
<p>Prof. Dr. Ferit Demirkan, meme kanseri sonrası onarımın uzman eller tarafından yapılması gerektiğini belirtiyor.<br />
Meme kanseri tedavisini yürüten hekimlerin çoğu son yıllara kadar meme onarımı ile ilgili yeterince bilgi sahibi değildi ve kadınların bu tedavi yöntemine ulaşmasının önünde bir engel olarak duruyordu. Ancak son zamanlarda ülkemizde artan başarılı sonuçlar nedeniyle, giderek daha çok hekim hastasına meme onarımını tavsiye ediyor.Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği olarak meme onarımında düzgün sonuçlar alınmaması halinde hastanın ikinci bir travma yaşayabileceğini ve bunun mutlaka bu konuda uzmanlaşmış hekimler tarafından yapılması gerektiği konusunda hemfikiriz.</p>
<p><strong>MEME ONARIMI NASIL YAPILIYOR?<br />
</strong><br />
Meme onarımı, mastektomi  ile aynı aşamada ya da tedavi tamamlandıktan sonraki bir aşamada gerçekleştirilebilir. Memenin yeniden yapılabilmesi için iki yöntem var. Birincisi hastanın öz dokusu ile onarım, ikincisi de doku genişletici veya silikon protezler kullanılarak yapılan onarım.</p>
<p>Özdoku ile onarım: Karın, sırt, kalça ve uyluk bölgesinden hazırlanan dokularla üç boyutlu meme onarımı yapılabilir. Özdokunun avantajı, canlı, yumuşak, üç boyutlu, normal memeye çok benzer bir onarım sağlamasıdır. Verici bölgede yara izi olması ve doku naklinin beraberinde getirdiği riskler bu yöntemin dezavantajları olarak kabul edilebilir.</p>
<p>Doku genişletici ve silikon meme protezi ile onarım: Günümüzde protez ile meme onarımında 3 seçenek ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki, mastektomi ile aynı anda standart ya da ayarlanabilir protez ile tek aşamalı onarım; ikincisi önce doku genişletici sonra protez ile iki aşamalı onarım, üçüncüsü de protezin özdoku aktarımı ile birlikte kullanıldığı onarımdır. Daha basit bir yöntem olması, vücudun başka bir bölgesinden doku nakli yapılmadığı için herhangi başka bir iz yaratmaması ve ameliyat sonrası iyileşme döneminin daha rahat olması avantajlarıdır. Ancak doku genişleticilere ve silikon protezlere bağlı bazı sorunlar bu yöntemin olumsuz yönleridir.</p>
<p><strong>MEMESİZ KALMA PSİKOLOJİSİ KADINI YALNIZLIĞA SÜRÜKLÜYOR!<br />
</strong><br />
Yine Dernek yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Sühan Ayhan ise , kadınlarda memelerini kaybetme fikrinin pek çok sorunu beraberinde getirdiğini kaydediyor.</p>
<p>Kadın memesi; kadınlığı, cinselliği, estetik görünümü, bebeğin beslenmesini, sevgiyi ve annelik duygularını ifade ediyor. Meme kanseri ile yüzleşen kadınlar memelerini kaybetme fikrine katlanamıyor ve bunun sonucunda psikolojik yönden şiddetli sorunlar yaşıyorlar. Bu sorunlar arasında depresyon, öfke, gelecek hakkında belirsizlik, umutsuzluk, çaresizlik, kanserin tekrarlayacağı korkusu, yaşama isteğine karşın ölüm korkusu sayılabilir.</p>
<p>Doç. Dr. Sühan Ayhan, sadece bu sorunların olmadığını ifade ediyor.<br />
Bu kadınlarda beden algısı ve cinsellikle ilgili sorunlar (kendini yarım hissetme, benlik saygısının azalması, dişilik özelliklerini kaybetme korkusu, erken menopoza girme, hormonal bozulma ve cinsel sorunlar), fiziksel uyum sorunları (yaşam kalitesinin bozulması, enerji kaybı, yorgunluk, hormonal değişimler, uyku problemleri); aile ve sosyal yaşamla ilgili ve mesleki/ekonomik sorunlar (sosyal içe çekilme, aile içi sorunlar, eşin desteğinin azalması, terkedilme) gibi sorunlar  karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>MEME ONARIMI SGK KAPSAMINDA!<br />
</strong><br />
Meme onarımının bu psikolojik etkileri azalttığına ve hastanın özgüvenini artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Sühan Ayhan, hastaların kanserle daha etkili mücadele etmesini sağladığını belirtiyor ve ekliyor:<br />
Mastektomi sonrası meme onarımı, meme kanseri ile yüzleşen, mücadele eden kadınlar için yaşama tutunmalarını sağlayan bir umuttur. Onlara sürekli hasta olduklarını hatırlatan fiziksel bir eksiklikten ve yaşamlarını zorlaştıran sütyen içine yerleştirdikleri protezden kurtuluştur. Psikolojik durumu düzelten, özgüveni ve yaşam kalitesini yükselten, iş yaşamında başarıyı artıran ve özel yaşamda daha mutlu olmalarını sağlayan bir araçtır. Hastaların memeleri alındığında yeniden yapılabileceğini bilmeye hakları vardır. Bu nedenle cesaretleri kırılmamalı, aksine yüreklendirilmeli ve bir plastik cerrahi uzmanına yönlendirilmelidirler.</p>
<p>Dr. Sühan Ayhan, meme onarım ameliyatlarının SGK kapsamında olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>GAZİ ÜNİVERSİTESİ’NDE MEME ALINMASI SONRASI (MASTEKTOMİ) MEME ONARIMI KURSU!<br />
</strong><br />
Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği olarak, 25-26 Mart’ta, plastik cerrahlara yönelik bir kurs vereceklerine dikkat çeken Doç. Dr. Sühan Ayhan, meme onarımının ülke çapında yaygınlaşmasını arzu ettiklerini ve bu konuda plastik cerrahları özel olarak yetiştirmeyi hedeflediklerini belirtiyor.</p>
<p>Dr. Ayhan, kursta cerrahların, teorik bilgi yanında canlı ameliyatlarla eğitileceğini söylüyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/meme-onarimi-sgk-kapsaminda/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seks baş ağrısı yapar mı?</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/seks-bas-agrisi-yapar-mi</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/seks-bas-agrisi-yapar-mi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 14:25:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[sex]]></category>
		<category><![CDATA[sex baş ağrısı yapar mı]]></category>
		<category><![CDATA[sex sohbet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1450</guid>
		<description><![CDATA[Günlük olaylar, akşam haberleri, ekonomik sorunlardan tutun da ev-iş yaşamındaki gelgitlere kadar pek çok şey başımızı ağrıtabiliyor.
Başımızı ağrıtan sorunlar o kadar çok ki!
Baş ağrısı uzmanlarına bakılırsa, yaşam tarzımız değiştikçe başımız eskisinden daha da çok ağrıyacak!
Yiyip içtiklerimizden kullandığımız teknolojik cihazlara kadar hayatımıza giren pek çok yeni şey de başımızı ağrıtıyor. Cep telefonları, bilgisayarlar, kablosuz internet bağlantıları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük olaylar, akşam haberleri, ekonomik sorunlardan tutun da ev-iş yaşamındaki gelgitlere kadar pek çok şey başımızı ağrıtabiliyor.</strong></p>
<div id="divAdnetKeyword"><strong>Başımızı ağrıtan sorunlar o kadar çok ki!</p>
<p></strong>Baş ağrısı uzmanlarına bakılırsa, yaşam tarzımız değiştikçe başımız eskisinden daha da çok ağrıyacak!</p>
<p>Yiyip içtiklerimizden kullandığımız teknolojik cihazlara kadar hayatımıza giren pek çok yeni şey de başımızı ağrıtıyor. Cep telefonları, bilgisayarlar, kablosuz internet bağlantıları, 24 saat aralıksız devam eden televizyon yayınları, sokaklarda bile peşimizi bırakmayan radyo frekans dalgaları, fast food yiyecekler, monosodyum glutamattan zengin hazır gıdalar, uyku sorunları, <a onmouseover="showAd('25110','100782' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>stres</strong></span></a>, depresyon ve benzeri ruhsal travmalar, kısacası pek çok şey birer baş ağrısı tetikleyicisi gibi çalışıyor.</p>
<p><strong>DEPRESYON VE HİPERTANSİYONA DİKKAT</strong></p>
<p>Son yıllarda çok yaygınlaşan depresyon sorunu önemli bir baş ağrısı nedeni haline geldi. Hiç farkında değiliz ama depresif hastaların çoğunda ilk şikâyetlerinden biri baş ağrısı. Biraz kurcalayınca bu ağrıların arkasında uyku sorunlarının, bellek zorlanmalarının, isteksizlik ve mutsuzlukların olduğu fark ediliyor, sorunun depresyondan geldiği ancak o zaman anlaşılabiliyor.</p>
<p>Baş ağrısına yol açan <a onmouseover="showAd('24844','100240' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>sağlık</strong></span></a> sorunlarından biri de hipertansiyon. Özellikle küçük tansiyonun yükseldiği durumlarda (diyasistolik hipertansiyon) baş ağrısı daha sık görülüyor. Ensede yerleşen, zonklayıcı karakterde olabilen ve gözlerde ağrıya da yol açabilen bu tip ağrılar bazen başı çember gibi de sarabiliyor. Bu nedenle baş ağrısından yakınan herkesin kan basıncını ölçmek gerekiyor.</p>
<p>Farkına varamadığımız bir faktör de kullandığımız ilaçlar. Pek çok ilaç baş ağrısına neden olabiliyor. Tansiyon ilaçları, zayıflama hapları, kalp damarını genişleten bazı ilaçlar, Viagra ve benzeri ilaçlar baş ağrısına yol açabiliyor.</p>
<p>Bazı tansiyon haplarının, antidepresanların, hatta uyku ilaçlarının bile baş ağrısına yol açtığı biliniyor. Baş ağrısı yönünden bir değerlendirme yapıldığında hekiminize kullandığınız ilaçları tek tek belirtmenizde fayda var.</p>
<p><strong>HİPOGLİSEMİK AĞRILAR</strong></p>
<p>Bir başka neden de hipoglisemi. Özellikle kilo sorunu olan birinde, açlık krizleri yaşayan, yemeklerden sonra uyuklayan, yorgunluk ataklarından şikâyet eden, sinir, öfke nöbetlerinden yakınanlarda baş ağrısının sebebinin hipoglisemi olabileceği aklınızda olsun. Eğer açlık halinde bu ağrılar daha da artıyorsa hipoglisemi yönünden bir inceleme yaptırmanızda fayda olabilir.</p>
<p><strong>VE DİĞERLERİ&#8230;</strong></p>
<p>Böbrek yetmezliğinden romatizmal hastalıklara, karaciğer yetmezliğinden kalp problemlerine, sinüzitten <a onmouseover="showAd('25331','100237' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>diş</strong></span></a> çürüklerine kadar daha onlarca neden baş ağrısına sebep olabiliyor. Bu nedenle başınız ağrıyorsa “geçer, psikolojiktir” demek yerine konuyu daha dikkatle izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p>Baş ağrısı olanlara öneriler</p>
<p>Eğer baş ağrısından yakınıyorsanız, aşağıdaki önerilerin işinize yarayacağını düşünüyorum:<br />
- Düzenli uyuyun.<br />
- Düzenli ve dengeli beslenin.<br />
- Öğün atlamayın, aç kalmayın.<br />
- Sık aralıklarla az az yiyin.<br />
- Migreni tetikleyebilen kafeinli içeceklerden uzak durun.<br />
- Çikolatayı bir düşünün!<br />
- Eski peynirlere dikkat edin.<br />
- Salamura ürünlerden, şarap ve benzeri alkollü içeceklerden uzak durun.<br />
- Stresi azaltma yönünde çabalar gösterin. Stresli ortamlardan uzaklaşın.<br />
- Düzenli egzersiz yapın. Ruhsal gevşeme egzersizlerini öğrenin, uygulayın. Örneğin yogadan, meditasyon, biyofitek uygulamalarından faydalanmanın yollarını arayın.<br />
- Tatil ve dinlenmeden taviz vermeyin. <br />
- Gürültülü, puslu, dumanlı, kötü kokulu, aşırı ışıklı yerlerden uzakta durun.<br />
- Dingin, keyifli, iyi bir hayat sürmeye öncelik verin.</p>
<p><strong>Seks baş ağrısı yapar mı?</strong></p>
<p>Migren ataklarıyla cinsel yaşamın da ilişkisi olabiliyor. Bazı migrenlilerde tıpkı stres, gürültü, ışık gibi cinsel ilişki de migren atağını tetikleyebiliyor. Ayrıca migren nöbetleri esnasında kadınlar cinsel ilişkiden de uzaklaşıyor. Ancak bunun tam tersi durumlar da var. Bazı migrenlerde cinsel ilişki ve orgazm baş ağrısını ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Temel olarak şu noktayı akılda tutmak lazım: Kadınlarda migren hormonal durumla yakın ilişki gösterebiliyor. Çoğu migrenli kadında hamilelik döneminde ataklar kayboluyor. Yine çoğu migrenli kadında periyot dönemlerinde çok şiddetli ağrı atakları ortaya çıkabiliyor (adet migreni).</p>
<p><strong>Baş ağrıtan yiyecekler</strong></p>
<p>Migren tipi baş ağrılarıyla yiyecekler arasında ciddi bir ilişkinin olabileceğini gösteren kanıtlar var. Bazı migrenli hastalarda çikolata, küflü<br />
eski peynirler, hatta süt ürünlerinin tamamı baş ağrısı krizlerini davet edebiliyor.</p>
<p>Hazır çorbalarda ve Çin yemeklerinde bolca bulunan MSG (monosodyumglutamat) de baş ağrısına yol açabiliyor. Çay veya kahve ile migren atağı başlayan hastalar da var. Bazı migrenlilerde özellikle şarabın atağı tetiklediği biliniyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/seks-bas-agrisi-yapar-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her 3 kişiden 1’i cinsel sorun yaşıyor</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/her-3-kisiden-1%e2%80%99i-cinsel-sorun-yasiyor</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/her-3-kisiden-1%e2%80%99i-cinsel-sorun-yasiyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 09:45:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel sorun]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerdeki cinsel sorun]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlardaki cinsel sorun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1358</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel sorunlarınızı içinize atmayın, gizlemeyin. Partnerinizle ve uzman bir doktor ile paylaşın. Her üç kişiden birinde görülen cinsel sorunlar, üstü örtüldüğü müddetçe daha da büyüyor ve kronikleşiyor. O zaman da mutsuz, kendine güvensiz olmanız kaçınılmaz oluyor.

Cinsellik kaliteli bir yaşamın önemli bir parçası. Dünya Sağlık Örgütü, cinsel yönden sağlıklı olmanız için sadece sertleşme sorunu, orgazm problemi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cinsel sorunlarınızı içinize atmayın, gizlemeyin. Partnerinizle ve uzman bir doktor ile paylaşın. Her üç kişiden birinde görülen cinsel sorunlar, üstü örtüldüğü müddetçe daha da büyüyor ve kronikleşiyor. O zaman da mutsuz, kendine güvensiz olmanız kaçınılmaz oluyor.</strong></p>
<div id="divAdnetKeyword">
<p>Cinsellik kaliteli bir yaşamın önemli bir parçası. Dünya Sağlık Örgütü, cinsel yönden <a onmouseover="showAd('24844','100366' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>sağlıklı</strong></span></a> olmanız için sadece sertleşme sorunu, orgazm problemi gibi bir cinsel bir sorun yaşamamanızın yetmeyeceğini, eğer cinsellikte, fiziksel olduğu kadar psiko-sosyal yönden de mutlu değilseniz, sağlıklı sayılamayacağınızı vurguluyor. Tüm dünyada her üç yetişkinden biri en az bir tane cinsel sorun yaşıyor. Türkiye’de her 10 erkekten yedisinin sertleşme sorunu var. Bu rakamların yüksekliğini görüp şaşırmayın. Cinsellik konusunda çoğu kişi sorunlarını konuşmaya, paylaşmaya, anlatmaya çekiniyor. Oysa Türkiye’de erkek ve kadınların yüzde 90’ı cinselliğin çok önemli olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Cinsel sorun yaşayan kişilerde hayat kalitesinin düştüğü biliniyor. Üstelik bu durum partnerleri de etkiliyor. Cinselliği etkileyen her şey kalbi, beyni ve tüm diğer sistemleri de etkiliyor. Cinsel sağlığa olumsuz etki edecek risklerin ortaya çıkarılıp, varsa cinsel sorunların tedavi edilmesi genel sağlığı da olumlu etkiliyor. Hem erkeklerde hem de kadınlarda, genel sağlığı olumsuz yönde etkileyen her faktör cinsel tatmini azaltıyor. Sigara, alkol, uyku sorunları, sağlıksız beslenme, kilo fazlalığı, hareketsiz bir yaşam, aşırı ve kontrol edilemeyen stres, kolesterol, tansiyon, kan şekeri yüksekliği gibi pek çok risk faktörü, cinsellik için de geçerli. Mesela kalp damar sorunları yaşayan kadınların yaklaşık yarısı ve daha fazlası cinsel sorun yaşıyor. Tiroid sorunları, diyabet, <a onmouseover="showAd('25137','102930' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>kemik</strong></span></a>-eklem sorunları gibi diğer hastalıklar ve çeşitli ilaçlar da cinselliği olumsuz etkiliyor. Üstelik cinsel bölgelere giden damarlar koroner kalp damarlarından çok daha küçük çaplı olduğundan, genel sağlık sorunları kendini ilk olarak cinsel problemler olarak gösterebiliyor. </p>
<p><strong>Cinsel sorun başlıyor, kendine güven bitiyor<br />
</strong><br />
Hattat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, tedavi edilmeyen sorunların büyüdüğünü ifade ediyor. “Cinsel fonksiyon bozukluğu, nasıl hissetmenize neden oluyor?” diye sorduğumuzda en sık aldığımız yanıtlar arasında, kendine güvende azalma, endişeli, öfkeli, üzgün, depresif, cazibesiz ve mutsuz hissetme yer alıyor. Aynı şekilde hastaların partnerleri de kendilerini kızgın, utanç içinde, endişeli, şaşkın hissediyor, çoğunun kendisine olan güveni azalıyor, kendilerini çekici hissetmiyor.”</p>
<p>Prof. Hattat, erkeklerde en sık görülen cinsel sorunlar arasında sertleşme problemi, erken boşalma, cinsel isteksizlik, geç boşalma sorunlarını sayıyor. Bunların yanında cinsel organdaki doğumsal veya edinsel yapı bozuklukları, penis kısalığı veya eğriliği gibi şikâyetlerin de görüldüğünü söylüyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların da giderek arttığını ifade ediyor. Peki bu sorunlar neden oluşuyor? Prof. Dr. Halim Hattat, şöyle yanıtlıyor: “Öncelikle cinsel fonksiyon bozukluklarının <a onmouseover="showAd('24898','102096' ,event);clearAdInterval();" onmouseout="hideAd();" name="aspx1" target="_blank"><span><strong>sadece</strong></span></a> psikolojik olmadığını bilmelisiniz. Cinsel sorunlar altta yatan şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol problemlerine, prostat hastalıkları veya ürolojik sorunlara, MS, omurilik hasarı veya geçirilmiş operasyonlara ait sinir sistemi sorunlarına, testosteron, prolaktin, tiroid gibi hormonların dengesizliğine, depresyon gibi psikolojik hastalıklara, kullanılan ilaçlara hatta sigara-alkol kullanımına, sağlıksız beslenme, hareketsiz bir yaşam, aşırı stres, kilo fazlalığı gibi hayat tarzı faktörlerine bağlı olarak da oluşabilir. Bunların yanında yanlış cinsel bilgiler, size, partnerinize veya ilişkinize ait faktörler de cinsel sorunların oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Önemli olan cinsel sorunlarınızın uyarıcı nitelik taşıyabileceğini bilmeniz ve vakit kaybetmeden doktorunuza başvurmak.” diyor.</p>
<p><strong>Şehir efsaneleri&#8230;<br />
</strong><br />
Hattat Hastanesi Cinsel Wellness Kliniği Direktörü Dr. Ece Hattat’a göre, cinsel sorunlarınızı kabul edip, bununla yaşamak zorunda değilsiniz: “Probleminiz ister yeterli sertlik elde edememek, ister tatminsizlik, ister isteksizlik olsun; tümüne çözüm bulmak mümkün.  Çoğu kişi utandıklarından, doktora başvurmuyor. Oysa cinsel sorunlarınızla ilgili tedavi olmadıkça bu sorunların artacağını, size ve ilişkilerinize birçok fiziksel ve psikolojik sorun yaratacağını bilmelisiniz. Sağlıklı cinsel fonksiyonlara sahip olmak istiyorsanız kendi istek ve beklentilerinizle partnerinizin arzularını buluşturun. Şehir efsanelerinden uzak durun. Eş-dost-komşu tavsiyeleri ile uygulayacağınız yanlış tedavilerden kaçının. Sağlıklı cinsellik, tüm vücut sağlığınızın da iyi olduğunu gösteren bir bulgudur. Cinsel sorunlar yaşadığınızda vücudunuzda da bir sorun olabileceğini hatırlayın. “</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/her-3-kisiden-1%e2%80%99i-cinsel-sorun-yasiyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte dünyanın seks haritası</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/iste-dunyanin-seks-haritasi</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/iste-dunyanin-seks-haritasi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 17:20:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1348</guid>
		<description><![CDATA[İngiliz The Sun gazetesi ülkelerin seks alışkanlıklarını araştıran bir çalışma yayımladı.

YENİ ZELANDA
Yeni Zelandalı kadınlar hayatları boyunca ortalama 20.4 seks partneri ediniyor. Onlar dünyanın en &#8220;rastgele cinsel ilişki yaşayan&#8221; kadınları.
AVUSTURYA
Ortalama 29.3 seks partneri ile Avusturya erkekleri dünyanın en &#8220;çapkın&#8221;ları.
İSPANYA
Kadınlara göre dünyanın en iyi sevişen erkeleri İspanyollar.
ALMANYA
Kadınlara göre Alman erkekleri dünyanın en kötü partnerleri;kötü kokuyorlar.
TAYLAND
Ortalama 10 dakika [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İngiliz The Sun gazetesi ülkelerin seks alışkanlıklarını araştıran bir çalışma yayımladı.</strong></p>
<div id="divAdnetKeyword">
<p><strong>YENİ ZELANDA</strong></p>
<p>Yeni Zelandalı kadınlar hayatları boyunca ortalama 20.4 seks partneri ediniyor. Onlar dünyanın en &#8220;rastgele cinsel ilişki yaşayan&#8221; kadınları.</p>
<p><strong>AVUSTURYA</strong></p>
<p>Ortalama 29.3 seks partneri ile Avusturya erkekleri dünyanın en &#8220;çapkın&#8221;ları.</p>
<p><strong>İSPANYA</strong></p>
<p>Kadınlara göre dünyanın en iyi sevişen erkeleri İspanyollar.</p>
<p><strong>ALMANYA</strong></p>
<p>Kadınlara göre Alman erkekleri dünyanın en kötü partnerleri;kötü kokuyorlar.</p>
<p><strong>TAYLAND</strong></p>
<p>Ortalama 10 dakika ile en kısa sevişme süresi onlarda.</p>
<p><strong>YUNANİSTAN</strong></p>
<p>Prezervatif markası Durex&#8217;in araştırmasına göre seks konusunda en şehvetli millet.</p>
<p><strong>BREZİLYA</strong></p>
<p>En uzun süreli sevişme rekoru ortalama  30 dakika  ile onlarda.</p>
<p><strong>AVUSTRALYA</strong></p>
<p>Dünyanın en büyük göğüslü kadınları burada!</p>
<p><strong>HİNDİSTAN</strong></p>
<p>Telefon seksi ilk çıktığında o kadar popüler oldu ki, birçok kişi borç batağına düşünce bu hatlar yasaklandı.</p>
<p><strong>FRANSA</strong></p>
<p>Fransızların yüzde 41&#8242;i hayatlarında bir kez de olsa seks partisine katılmış.Aynı zamanda oral seksin en yaygın olduğu ülke. Ülkenin Cap d&#8217;Agde bölgesinde bulunan &#8220;Village Naturiste&#8221;dünyanın en büyük çıplaklar kampı.</p>
<p><strong>JAPONYA</strong></p>
<p>500 kişinin katılımıyla, dünya grup seks rekoru Japonya&#8217;ya ait. Tokyo&#8217;nun Harajuku bölgesi &#8220;fetişin başkenti&#8221; olarak biliniyor.</p>
<p><strong>ABD</p>
<p></strong>Yasal olarak dağıtımı yapılan ABD yapımı porno filmlerinin yüzde 90&#8242;ı California&#8217;nın San Fernando Vadisi&#8217;nde çekiliyor.</p>
<p><strong>İSRAİL</strong></p>
<p>Tel Aviv dünyanın &#8220;genelev başkenti&#8221; olarak biliniyor.</p>
<p><strong>İNGİLTERE</strong></p>
<p>İngiltere&#8217;nin banliyösünde bulunan Upminster, porno film ve seks oyuncaklarına ülke genelinden 7.9 kat daha fazla para harcıyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/iste-dunyanin-seks-haritasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Depresyon cinselliğin sonu olabilir</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/depresyon-cinselligin-sonu-olabilir</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/depresyon-cinselligin-sonu-olabilir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:19:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon cinselligin sonu olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sex]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1298</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde artık her olay sinirlerimizi yıpratıyor. Kimilerimiz bu olaylardan o kadar etkileniyoruz ki depresyona girebiliyoruz. Fakat depresyon sadece sinirlerimizi bozmakla kalmıyor derin izler bırakabiliyor. Hatta cinsel yaşamı yok edebiliyor. Reem Nöroloji uzmanı Mehmet Yavuz depresyonun cinsel hayata olan etkilerini anlattı.
Çağın hastalığı depresyonun, cinsel hayata verdiği olumsuz etkiyi anlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, depresyona girmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde artık her olay sinirlerimizi yıpratıyor. Kimilerimiz bu olaylardan o kadar etkileniyoruz ki depresyona girebiliyoruz. Fakat depresyon sadece sinirlerimizi bozmakla kalmıyor derin izler bırakabiliyor. Hatta cinsel yaşamı yok edebiliyor. Reem Nöroloji uzmanı Mehmet Yavuz depresyonun cinsel hayata olan etkilerini anlattı.<br />
Çağın hastalığı depresyonun, cinsel hayata verdiği olumsuz etkiyi anlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, depresyona girmiş erkeklerde başta cinsel isteksizlik, erken boşalma ve sertleşme sorunları görülürken, kadınlarda ise daha çok cinsel isteksizlik gözlendiğini söyledi.</p>
<p>Dr. Mehmet Yavuz; sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü cinselliğin; cinsel istek, uyarılma ve orgazm olmak üzere üç aşaması vardır. Depresyonda başta cinsel istek libido azalır. Buna bağlı olarak uyarılma ve orgazm sorunları da ortaya çıkabilir. Hatta birleşme olsa bile depresyonda ki kişi bundan zevk ve tad almaz. Ancak tüm bu sorunlar depresyonun tedavi edilmesiyle birlikte kendiliğinden düzelmektedir.”</p>
<p>Depresyon cinsel sorunlara yol açabilirken, cinsel sorunlar da mevcut depresyonu ağırlaştırabilir.</p>
<p>Cinsel sorunların depresyona yol açtığını bilmeyen hastaların, genellikle bu sorunların kendi yetersizliklerinden kaynaklandığını düşündüğünü açıklayan Yavuz, bu durumun da mevcut tabloyu ağırlaştırarak, kişileri umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediğini, daha önce var olmayan cinsel sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Dr. Mehmet Yavuz: “Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek, depresyonunu daha ağır yaşamaya başlar. Bu durumda yine başarılı olamazsam düşüncesiyle performans anksiyetesine kapılan hastada, depresyon tedavi edilse bile cinsel işlev bozukluğu kalıcı olabilir.</p>
<p>Her fert ve her vaka birbirinden farklıdır, fakat eşlerden biri depresyonda ise, tüm aile bundan etkilenir. Bu durumda diğer eşin sabırlı ve anlayışlı olması, eşine yardım etmesi ve ona her konuda cesaret vermesi beklenir. Depresyonda olan kişinin duygusal olarak aileden kopması sebebiyle, bu bazen güç olabilir.” dedi.<br />
      <br />
Evlilik sürecinde yaşanan yorgunluk ve gerilim cinsellikte olumsuz etkilere sebep olabilir.<br />
Bazı evliliklerin ilk günlerinde, erkeklerde sertleşme sorunu nedeniyle ilişkinin gerçekleşemediğini açıklayan Mehmet Yavuz:  “Evlilik sürecinde yaşanan yorgunluk, gerilim veya ilk gecede yaşanan heyecan nedeniyle ortaya çıkan bu durum karşısında bazen panik yaşanabilir. Böyle durumlarda erkeğin eşine karşı duyduğu mahcubiyet, olayı daha da ağırlaştırabilir. Bu geçici iktidarsızlık olayı, genellikle bir süre sonra düzelmektedir. Daha uzun süren vakalarda ilaç desteği gerekli olabilir. Böyle bir olay karşısında yeni evlenmiş bayanın sabırlı ve eşini destekleyici pozisyonda olması düzelmeyi hızlandırır. Kırsal kesimde daha sık karşılaşılan bu durumu büyü ile “erkekliğin bağlanması’’ gibi değerlendirenlere de rastlanmaktadır. Böyle yörelerde kişilerin, doktora götürülmeden geleneksel telkin yöntemleri ile iyileştirilmeye çalışıldığını üzüntüyle görmekteyiz.” dedi.<br />
 Antidepresanlar cinsel gücü etkiliyor…</p>
<p>Depresyonda zaten var olan cinsel sorunların antidepresanlarla tedavi sırasında daha da artabildiğini ve depresyon ilaçlarının cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açtığını ifade eden Yavuz; “Bugün depresyon tedavisinde kullandığımız ilaçların çoğu, cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu yan etkilerin başlıcaları; sertleşmede azalma, istekte azalma ve orgazm yoğunluğunda düşmedir. Bu durumda kişiler, depresyonun tedavisi ve cinsellik ikilemi arasında sıkışıp kalabilirler. Depresyon hastalarının birçoğu kullandığı ilaçların cinsel güçlerini bozduğunu görünce tedaviyi bırakmakta ve tedavi yarım kalmaktadır. Antidepresan ilaçlar nedeni ile cinsel sorun yaşayan kişilere yan etkisi olmayan ve en az ilaçlar kadar etkili olan TMS tedavisini uyguluyoruz. ” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/depresyon-cinselligin-sonu-olabilir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amniyosentez: Bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/amniyosentez-bebegin-icinde-bulundugu-sividan-ornek-alinmasi</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/amniyosentez-bebegin-icinde-bulundugu-sividan-ornek-alinmasi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 16:26:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1008</guid>
		<description><![CDATA[Amniyosentez: Bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması 
Amniyosentez nedir?
Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım sistemidir. Bu sıvı aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amniyosentez: Bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması </p>
<p>Amniyosentez nedir?<br />
Bebeğiniz tüm hamileliğiniz süresince amniyon kesesi adı verilen bir kese içinde gelişimini sürdürür. Bu kesenin içi amniyon sıvısı adı verilen bir sıvı ile doludur. Amniyon sıvısı statik bir sıvı olmayıp sürekli emilim ve yapım halinde bulunur. Sıvının ana kaynağı bebeğin akciğerleri ve boşaltım sistemidir. Bu sıvı aynı zamanda bebekten dökülen hücreleri de içerir. Bu hücreler bebeğinizin tüm hücreleri ile aynı genetik yapıya sahip olduklarından incelenmeleri bebeğinizin genetik durumu hakkında bilgi verir.</p>
<p>Amniyosentez bebeğinizin içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması demektir. En sık uygulanan anne karnında tanı yöntemlerinden birisidir. İlk kez 1882 yılında fazla olan amniyon sıvısının miktarını azaltmak için uygulanmıştır. Daha sonraları ise kan uyuşmazlığı olan çiftlerde bebeğin etkilenme derecesini saptamak için ya da erken doğum tehditi olgularında bebeğin akciğer olgunlaşmasının yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanım alanı bulmuştur. Günümüzde ise başta bebekteki bazı doğum defektlerini ve genetik bozuklukları saptamak olmak üzere pek çok nedenle gebeliğin ikinci trimester&#8217;ında uygulanan bir testtir. Tıp alanında ve gebelik takibinde pek çok modern gelişme lmasına rağmen amniyosentez hala daha en yeterli bilgiyi sağlayan altın değerinde bir testtir. </p>
<p>Amniyosentezin en sık uygulanan prenatal test olduğunu belirtmiştik. Koriyonik villus örneklemesi (CVS) gibi diğer bazı testler ise doğumsal anomalilerin pek çoğunu saptamakla birlikte amniyosentez kadar etkili değillerdir. CVS gebeliğin daha erken döneminde yapılmakla birlikte amniyosenteze göre daha yüksek oranda düşük ve başka komplikasyon riskleri taşır. Bazı araştırmalar CVS sonrası çok düşük oranda el ve ayak parmaklarında doğum anomalilerine rastlanabildiğini ileri sürmektedirler. </p>
<p>Bebeklerin bir kısmı çeşitli anomaliler ile doğarlar. Bunlardan bazıları yaşam ile bağdaşmazken bazıları hayati olmamakla birlikte bireyin ve çevresinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu gruba en güzel örnek down sedromudur. </p>
<p>Amniyosentez ve diğer tüm prenatal testlerin (anne karnında teşhise yönelik testler) amacı özellikle tedavi olanağı olmayan genetik hastalıklar başta olmak üzere bu hastalıkları ve anomalileri mümkün olduğunca erken dönemde saptamak, anne baba adaylarına hastalık ve bebeğin dünyaya geldikten sonraki olası durumu hakkında bilgi vermek ve yine onların kararı ve onayıyla mümkün olduğunca erken dönemde gebeliğin sonlandırılmasını sağlamaktır. Bazı anne baba adayları Down sendromu gibi yaşam ile bağdaşan anomalilerin varlığında hamileliği devam ettirme yönünde karar verebilirler. Bu tamemen çiftlerin seçimi olup yasal ya da vicdani hiçbir zorlama mevcut değildir. Benzer şekilde amniyosentez yapılıp yapılmaması kararı da yine yalnizc çifte aittir. Doktorunuz sizi amniyosenteze zorlamaz, sadece önerir. </p>
<p>Amniyosentez kimlere önerilir?<br />
Amniyosentez hem invazif bir girişim olduğu için hem de az da olsa düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmez. Kromozomal ya da genetik doğum defekti ya da bazı malformasyonlar açısından yüksek risk altında olduğu saptanan kadınlrda önerilen bir testtir. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumlar şunlarıdır:</p>
<p>İleri anne yaşı: Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Eğer anne adayının yaşı beklenen doğum tarihinde 35 ya da daha fazla olacak ise amniyosentez yapılması önerilir. İleri anne yaşı en sık amnyosentez önerilen durumdur.<br />
Pozitif öykü: Daha önceki bir hamilelik genetik bir sorun nedeni ile sonlandırıldıysa ya da nöral tüp defekti, spina bifida gibi doğum defektli bir bebek öyküsü varsa sonraki hamileliklerde amniyosentez önerilir.<br />
Bilinen genetik hastalık varlığı: Anne ya da baba adayında, ya da yakın akrabalarında bilinen genetik bir hastalık varsa amniyosentez önerilir. Bazı metabolik hastalıklar kalıtsal geçiş gösterir. Anne ya da babada hastalık olmamasına karşın bunlar taşıyıcı olabilirler ve sorunu bebeklerine aktarabililirler. Her iki ebeveyneden de hastalıklı gen geldiğinde bebekte hastalık ortaya çıkar. Bu gibi duruların araştırılmasında amniyosentez yararlı olabilir. Akdeniz anemisi gibi hastalıklar ise bazı bölgelerde çok sık görülür. Bu gibi durumların varlığında da amniyosentez bebeğin hastalık taşıyıp taşımadığını anlamak için yararlı olabilir. Bir diğer konu da akraba evlilikleridir. Akraba evliliklerinde çiftin her ikisinin de taşıyıcı olma olasılıkları normal topluma göre daha yüksek olduğundan bbekte hastalık görülme riski yüksektir ve bu nedenle amniyosentez önerilebilir. Bu grup hastalarda amniyosentez şart değildir. Şart olan hamilelik öncesi ya da erken dönemde genetik danışmanlıktır. Genetik uzmanı sizden ve eşinizden detaylı bir öykü alarak risk oranınızı belirler ve amniyosenteze gerek olup olmadığına karar verir.<br />
Pozitif tarama testi: Günümüzde genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanmaktadır. Bu testlerden en sık kullanılan üçlü tarama testidir. Tarama testleri adından da anlaşılabileceği gibi anomali varlığını belirtmez sadece yüksek risk altındaki kişileri işaret eder. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez önerilir.<br />
Ultrasonografide anomali saptanması: Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde anomali saptanması varlığında, anomali ile birlikte görülebilecek genetik bozukluk riskine göre amniyosentez önerilebilir.<br />
Akciğer gelişiminin değerlendirilmesi: Erken doğum riski olan, ya da hamileliğin devamının anne ya da bebek açısından risk oluşturduğu durumlarda amnyon sıvısından örnek alınarak lesitin/sfingomeyelin gibi bazı maddelere bakılarak akciğer olgunlaşmasının tamamlanıp tamamlanmadığında karar verilebilir. Yenidoğan yoğun bakım şartları günümüzde çok iyi düzeye gelmiştir. Ülkemizde de iyi merkezlerde 24-25 haftalık bebekler yaşatılabilmektedir. Bu nedenle akciğer gelişimi değerlendirmek amacıyla amniyosentez uygulaması artık eskisi kadar popüler değildir.<br />
Polihdramniyos: Amniyon sıvısının normalden fazla olması durumunda anne adayını rahatlatmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir miktar sıvı alınabilir.<br />
Amniyosentez ne zaman yapılır?<br />
Bebeğin amniyon sıvısından örnek almak için en uygun zaman son adet tarihinden itibaren hamileliğin 16-18. haftaları arsıdır. Sonuçlar genelde 1-2 hafta içinde bazan daha geç çıktığından bu haftalarda yapılması idealdir. Son zamanlarda erken amniyosentez (15. haftdan önce) uygulansa da hem laboratuvar şartları hem de işlemden kaynaklanan risklerin yüksekliği nedeniyle pek tercih edilmemektedir. Bu uygulama henüz deneysel aşamadadır. </p>
<p>Amniyosentez nasıl yapılır?<br />
Amniyosentez işlemi esnasında çok ince bir iğne ile bebeğin içinde yüzdüğü amniyon kesesine girilir ve sıvı çekilir. İşlemden önce detaylı bir ultrason incelemesi yapılarak bebeğin durumu ve pozisyonu değerlendirilir. Daha sonra amniyosentez için uygun bir alana karar verilerek hazırlıklara başlanır. İşlem sırasında iğnenin bebeğin plasentasından geçmeyeceği bebekten uzakta bir bir alan bulmak önemlidir. </p>
<p>İşlemden önce hamile kadın ultrason masasında sırtüstü uzanır. İğnenin girileceği alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra karın steril örtü ile örtülür. Bir doktor ultrason ile işlemi gerçekleştirecek olan doktora rehberlik eder. İşlem tek kişi ile yapılacak ise özel tasarlanmış ultrson guide&#8217;ları kullanılmalıdır. İşlemi yapacak olan kişi ultrason görüntüsü altında iğneyi karın üzerinden yerleştirir ve önce karın katlarını daha sonra rahim kasını geçerek amniyon kesesine girer. İğnenin ucunu ultrasonda gördükten sonra arkasına bir enjektör takarak yaklaşık 20 mililitre sıvı alır.Bu aşamada bebeğin tüm amniyon sıvısının miktarı yaklaşık 200-300 mililitredir. Alınan sıvının kanlı olmaması gerekir. Yeterli miktarda sıvı alındıktan sonra iğne tek bir hamlede çıkarılır ve işlem tamamlanmış olur. Alınan sıvıyı bebek 1-2 saat içinde yeniden üretir </p>
<p>Daha sonra ultrasonografi ile bebek ve kalp atımları yeniden değerlendirilir. Hasta 10-15 dakika dinlendirildikten sonra evine gönderilebilir. Alınan sıvı oda sıcaklığında muhafaza edilerek laboratuvara gönderilir. Tüm işlem 1-2 dakika kadar sürer.</p>
<p>Alınan sıvıda ne gibi işlemler yapılır?<br />
Amniyon sıvısı bebeğe ait canlı hücreler içerir. Bu hücrelerin kaynağı bebeğin solunum , sindirim, boşaltım sistemi ve cildinden dökülen hücrelerdir. Alınan sıvı laboratuvarda ayrıştırıldıktan sonra hücreler kültür ortamınada çoğaltılır ve elde edilen hücrelerde genetik inceleme yapılır. Eğer amniyosentez bebeğin akciğer gelişimini değerlendirmek amacıyla yapılıyor ise laboratuvara gönderilmez. Değerlendirme aynı anda yapılabilr. </p>
<p>Sonuçlar ne zaman alınır?<br />
Amniyosentez sonuçları iki aşamalı olarak değerlendirilebilir. İlk planda florasan teknik ile (FISH) hücrelerin genetik yapısı incelenir. FISH 2-3 gün içinde sonuçlanır fakat her zaman kesin sonuç vermeyebilir. Kesin sonuç için hücre kültürlerinin beklenmesi gerekir. Bu genelde 1-3 haftarasında zaman alır. FISH yöntemi her yerde uygulanmayan sadece belirli laboratuvarlarda uygulanan güncel bir yöntemdir. </p>
<p>Amniyosentez güvenli midir?<br />
Her yıl dünyada milyonlarca kadında amniyosentez yapılmaktadır ve bu anne adaylarıın hepsinin zinhini kurcalayan temel soru budur. Ultrasonun yaygın olmadığı dönemlerde işlem körlemesine yapıldığından riskler daha yüksekti. 1976 yılında geniş kapsamlı bir araştıma sonucu Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri gebeliğin ikinci trimesterında yapılan amniyosentezin güvenli olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Ancak tüm invazif girişimlerde olduğu gibi amniyosentezde de bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır:</p>
<p>Düşük: Amniyosentez önerilen çiftleri en fazla endişelendiren konu olmakla birlikte amniyosenteze bağlı düşük riski son derece azdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezinin verilerine göre amniyosenteze bağlı düşük riski 200-400 işlemde 1&#8242;dir. İşlemi yapan kişinin tecrübesi ile düşük riski arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Düşük riski erken amniyosentezde daha fazladır. 1998 yılında Kanada&#8217;da yapılan bir araştırmada erken amniyosentez sonrası düşük riski %2.6 olarak bulunmuştur. Bu oran ikinci trimestarda yapılan amniyosentezlerde %0.8&#8242;dir. Günümüzde kabul edilen görüş amniyosentezin düşük riskini sadece %1 oranında arttırdığıdır (%1 düşük riski taşır demek değildir).<br />
Enfeksiyon: Amniyosentez sonrası enfeksiyon görülme riski 1000&#8242;de birden daha azdır. Steril şartların sağlandığı durumlarda son derece nadir olarak görülür.<br />
Su gelmesi: Yaklaşık %1 olguda vajinadan az miktarda sıvı gelebilir. Sıvı kaçağının yeri iğnenin giriş deliğidir. Amniyon zarı 1-2 gün içinde kendini onarır ve sıvı kaçağı kaybolur.<br />
Su kesesinin açılması: Çok nadir karşılaşılır. Bu durumda gebeliğin sonlandırılası gerekir.<br />
Plasenta veya kordonun zedelenmesi : Nadir görülen bir komplikasyondur.<br />
Erken doğum eylemi: Nadir görülen bir komplikasyondur.<br />
İşlemin başarısız olması: Uygun bir giriş alanı bulunamadığında ya da amniyon zarı rahim duvarından ayrılıp içeri doğru bombeleştiğinde iğnenin kese içine girmesi mümkün olmyabilir. Bu gibi bir durumda işlem birkaç gün sonra tekrarlanır.<br />
Bebeğin zarar görmesi : İşlem ultrason altında yapıldığından son derece nadir olarak karşılaşılır. En sık olabilecek olan problem iğne batmasıdır. Bu durum bebekte kalıcı bir zarar yaratmaz.<br />
İşlemin tekrarlanması: Alınan sıvı miktar olarak yetersiz ise ya da çok kanlı ise birkaç hafta sonra işlemin tekrarlanması gerekebilir. Bazı durumlarda tek bir girişte kese içine ulaşılamaz. Birden fazla giriş yapıldığında tüm riskler artar.<br />
İşlem için herhangi bir ön hazırlık gerekir mi?<br />
Hayır. Amniyosentez öncesinde herhangi bir hazırlık yapmanız gerekmez. Bazı durumlarda mesanenizin dolu olması işlemi kolaylaştırabileceğinden doktorunuz su içmenizi önerebilir.</p>
<p>İşlem sırasında acı olur mu?<br />
Hayır. Amniyosentez genelde ağrısız bir işlemdir ancak iğne rahim kasına girerken ve çıkarken adet sancısı tarzında kramplar olabilir. Bundan daha fazla bir rahatsızlık sık karşılaşılan bir durum değildir.Bu nedenle lokal aneztezi uygulanmaz. </p>
<p>İşlem sonrası nelere dikkat etmek gerekir?<br />
Amniyosentez sonrası yatak istirahati ya da aktivite kısıtlaması gerekli değildir. 24 saat süre ile ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması, 15 dakikadan daha uzun ayakta durulmaması önerilir. </p>
<p>Eğer kan grubunuz Rh (-), eşiniz de Rh(+) ise işlem sonrasında koruyucu iğne yapılması gerekir. </p>
<p>Çoğul gebeliklerde amniyosentez yapılabilir mi?<br />
Evet. Çoğul gebelikler amniyosentez için kontraendikasyon oluşturmazlar. Eğer mümkün ise tek bir iğne girişi ile tüm bebeklerden ayrı ayrı sıvı almak idealdir. Bir bebeğin kesesine girilip sıvı alındıktan sonra kese içine indigokarmen adı verilen renkli bir sıvı verilir. Bu sıvının bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Amaç sıvı alınan bebeği belirlemektir. Daha sonra ultrason eşliğinde diğer bebeğin kesesine girildiğinde eğer renkli sıvı gelir ise yanlış kesede olunduğu belli olur ve bu sayede aynı bebekten iki defa sıvı alınmasının önüne geçilebilir. Tek bir kese içinde bulunan monoamniyotik ikizlerde ise böyle bir şans yoktur. </p>
<p>Normal olarak bulunan bir sonuç bebeğin sağlıklı olacağını garanti eder mi?<br />
Yüksek risk saptanan anne adaylarının %95&#8242;inde prenatal testlerin sonucu normal olarak bulunur. Ancak hiçbir perinatal test sağlklı bir bebek için %100 garanti veremez çünkü bazı anomaliler doğumdan önce hiçbir şekilde saptanamaz. Bebeklerin %3-4&#8242;ü anomalili olarak doğarlar. </p>
<p>Amniyosentezin kromozomal anomalileri saptamadaki başarısı %99.4 ile %100 arasında değişir. </p>
<p>Amniyosentez ile saptanan anomaliler tedavi edilebilir mi?<br />
Günümüzde pekçok defekt doğum öncesi saptanabilmekte ancak çok azı tedavi edilebilmektedir. Down sendromu gibi genetik hastalıkların tedavisi ne yazık ki mümkün değildir. </p>
<p>Amniyosentez sonrası doktorunuzu aramanız gereken acil durumlar:<br />
Eğer</p>
<p>Kasılmalarınız ya da şiddetli kramplarınız olursa<br />
Vajinal kanamanız olursa<br />
Vajinal sıvı kaçağı fazla miktarda olur ya da 1-2 günden uzun sürerse<br />
Ateşiniz 37.5 derecenin üzerine çıkarsa<br />
Kötü kokulu bir akıntınız olursa<br />
zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/amniyosentez-bebegin-icinde-bulundugu-sividan-ornek-alinmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öpüşmekten bile daha fazla heyecan ve zevk veren şey nedir?</title>
		<link>http://blog.trsohbet.org/opusmekten-bile-daha-fazla-heyecan-ve-zevk-veren-sey-nedir</link>
		<comments>http://blog.trsohbet.org/opusmekten-bile-daha-fazla-heyecan-ve-zevk-veren-sey-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 16:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.trsohbet.org/?p=1006</guid>
		<description><![CDATA[Öpüşmekten bile daha fazla heyecan ve zevk veren şey nedir?
Middlesex üniversitesinin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, öyle bir şey var ki, öpüşmenin verdiği zevkten tam dört kat daha fazla insanlara zevk veriyor.
Öpüşmekten bile zevkli
Çikolata yemenin öpüşmekten daha fazla heyecan ve zevk verdiği belirlendi.
Middlesex üniversitesinin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre,
çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öpüşmekten bile daha fazla heyecan ve zevk veren şey nedir?<br />
Middlesex üniversitesinin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre, öyle bir şey var ki, öpüşmenin verdiği zevkten tam dört kat daha fazla insanlara zevk veriyor.<br />
Öpüşmekten bile zevkli</p>
<p>Çikolata yemenin öpüşmekten daha fazla heyecan ve zevk verdiği belirlendi.<br />
Middlesex üniversitesinin çiftler üzerinde yaptığı araştırmaya göre,<br />
çikolata ağızda erirken alınan zevk, öpüşmenin verdiği zevkin tam dört katı.</p>
<p>Ananova internet sitesindeki habere göre, çikolata kalp atışlarını iki<br />
katına çıkarıyor ve beyinde heyecan dalgası yaratıyor.</p>
<p>Middlesex üniversitesinden David Lewis, sonucun kendilerini şaşırttığını<br />
belirterek &#8220;Uyarıcı maddeler içerdiği için çikolatanın kalp atışlarını<br />
artırmasını bekliyorduk, ancak bu sürenin uzunluğu ve beyindeki güçlü etki<br />
şaşırtıcıyı&#8221; dedi.</p>
<p>Araştırmada, çikolatanın ağızda eridiği anda yarattığı etkiyi saptamak<br />
amacıyla, kalp ve beyindeki hareketleri izlemek için gönüllüler bazı cihazlara<br />
bağlandı.</p>
<p>Araştırma sonucunda, çikolata yemenin beyni öpüşmeye göre daha aktif hale<br />
getirdiği, kalp atışlarının dakikada 60&#8242;tan 140&#8242;lara kadar çıktığı belirlendi.</p>
<p>16.04.07 16:43</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.trsohbet.org/opusmekten-bile-daha-fazla-heyecan-ve-zevk-veren-sey-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
